top of page
  • Yazarın fotoğrafıGoca Hukuk

YARGITAY KARARLARI DOĞRULTUSUNDA TÜKETİCİ İŞLEMİ KAVRAMI




I. GİRİŞ

Tüketici hukukunun uygulama alanı her geçen gün genişlemektedir. 6905 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun da bu genişlemeye bağlı olarak tüketici işlemini çok geniş tanımlamış, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü hukukî işlemin tüketici işlemi olabileceğini düzenlenmiştir. Bir işleme tüketici işlemi vasfını veren işlemin taraflarıdır. Tüketici işleminin bir tarafını satıcı veya sağlayıcı, diğer tarafını ise tüketici oluşturur. Zıt amaçla hareket eden iki taraf arasında kurulan sözleşme tüketici işlemi olarak nitelendirilir. Bir işlemin tüketici işlemi olarak nitelendirilmesinde sözleşmenin türü, kanunda düzenlenmiş olup olmaması önemli değildir. Kanun Koyucu, özellikle 4077 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde tüketici işlemi olarak kabul edilmeyen eser, taşıma, sigorta, simsarlık, vekâlet, bankacılık gibi sözleşmelere açıkça yer vererek, bu işlemlerin de tüketici işlemi olabileceğini düzenlemiştir.

Kanun Koyucu, 6502 sayılı Kanun’la tüketici işlemleri bakımından herhangi bir sınırlama getirmemesine rağmen uygulamada Yargıtay’ın bazı sözleşmeleri (örneğin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi) hâlâ tüketici işlemi olarak kabul etmediği görülmektedir. Bu çalışmada tüketici işleminin tarafları, tüketici işlemi ile özellikleri Yargıtay kararları doğrultusunda açıklanacaktır.

II. TÜKETİCİ İŞLEMİNİN TARAFLARI

A. Satıcı veya Sağlayıcı

1. Tanımı

Bir işleme tüketici işlemi vasfını veren işlemin tarafları olduğundan öncelikle tüketici işleminin taraflarının tanımlanması gerekir. Tüketici işlemi, kanunda tanımlanmış kişiler arasında kurulan hukukî işlemleri ifade eder. Tüketici işleminin bir tarafını satıcı veya sağlayıcı oluşturduğundan öncelikle sözleşmenin taraflarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.



Satıcı ve sağlayıcı, tüketici işlemlerinde tüketicilerin sözleşme yaptığı kişileri ifade etmektedir. Satıcı ve sağlayıcının birçok özelliğinin ortak olmasından dolayı bu iki kavramı aynı başlık altında açıklayacağız. Satıcı, “Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder (TKHK m. 3/i).”. Sağlayıcı ise, “Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.” (TKHK m. 3/ı).”. Satıcı veya sağlayıcının temel iki özelliği bulunmaktadır[1]. Bunlar satıcı veya sağlayıcının gerçek ve tüzel kişi olmasıyla, mal ya da hizmeti ticari veya mesleki amaçla sunmasıdır.

2. Unsurları

a. Satıcı veya Sağlayıcının Gerçek ya da Tüzel Kişi Olabilmesi

Satıcı veya sağlayıcı, gerçek veya tüzel kişi olabilir. Kanun’un açık hükmü karşısında dernek, vakıf, ticaret şirketleri gibi özel hukuk tüzel kişileri yanında kamu hukuku tüzel kişileri de satıcı veya sağlayıcı olabilir[2]. Kamu hukuku tüzel kişileri, kamu idareleri ve kamu kurumları olarak ikiye ayrılmaktadır. Kamu idareleri devlet, il, belediye ve köydür. Örneğin belediye veya köy idaresi ile tüketici arasında yapılan su aboneliği sözleşmesinde belediye veya köy idaresi satıcı konumundadır. Kamu kurumları ise TRT, üniversiteler, YÖK gibi kurumlardır. Kamu hukuku tüzel kişilerinin yaygın olarak tüketiciye sunduğu şeker, demir, çelik, kömür, akaryakıt, doğalgaz, su, haberleşme gibi mal veya hizmetlere ilişkin hukukî işlemler de tüketici işlemi olarak TKHK kapsamındadır[3].


[1] Satıcı ve sağlayıcı kavramları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. AYDOĞDU, Murat, Tüketici Hukuku Dersleri, Ankara 2015, s. 63 vd.; GÜMÜŞ, M. Alper, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi, Cilt 1 (Madde: 1-46), İstanbul 2014, s. 29; ÇABRİ, Sezer, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi, Ankara 2016, s. 44 vd.; PETEK, Hasan, “Tıbbî Müdahalelerden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un Uygulanması”, DEÜHFD, C. 15, Özel Sayı, Y. 2013, s. 978 vd.; AKİPEK ÖCAL, Şebnem, “Tanımlar”, Milli Şerh, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi (Editörler: Hakan Tokbaş-Özlem Tüzüner), İstanbul 2016, s. 54-55.

[2] Bilgi için bkz. AYDOĞDU, s. 63; ÇABRİ, Şerh, s. 45; Bir uyuşmazlıkta belediyeye önenen atık su bedelinin iadesi için dava açılmış, Yargıtay davanın tüketici mahkemesinden görülmesi gerektiğine karar vermiştir. Karara göre, “…Davacı, yöneticisi olduğu apartmanın 1992-2003 yılları arasında davalı belediyece tahakkuk ettirilen atık su bedellerini ödediğini, oysa belirtilen tarihler arasında belediyenin atıksu hizmetinden yararlanılmadığını ileri sürer, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 13.000.00 YTL'nin faiziyle istirdadına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir…Somut uyuşmazlıkta taraflar arasındaki ilişkinin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır….4077 sayılı yasanın 23. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Bu durumda mahkemece, ayrı bir tüketici mahkemesi var ise görevsizlik kararı verilmesi ayrı bir tüketici mahkemesinin bulunmaması halinde ise ara kararı ile davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakıldığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.”. Bkz. Yargıtay 13. HD, e. 2008/2920, k. 2008/8574, t. 18.06.2008, www.lexpera.com.tr (28.11.2018).

[3]“Dava, yüksek gerilim sonucu ev eşyalarında oluşan zararın tahsili isteğine ilişkindir. 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16/1 maddesinde müesseselerin " bu kanun


b. Satıcı veya Sağlayıcının Mal ya da Hizmeti Ticari veya Mesleki Amaçla Sunması

4077 sayılı Kanun’la 6502 sayılı Kanun arasında, satıcı veya sağlayıcının tanımı bakımından fark bulunmaktadır. eTKHK’da satıcı veya sağlayıcı “ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında” şeklinde tanımlanmışken, TKHK’da “ticari veya mesleki amaçlarla” şeklinde ifade edilmiştir. Öğretide, bu iki ifade arasındaki ayrımın önemli olduğu, zira TKHK m. 3/ı hükmünün, lafzıyla yorumlanacak olursa girişimci kavramının son derece genişlediği, bu şekilde genişletici yorumun ise tüketici hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığı, ticari ve mesleki amaçlarla hareket eden ifadesinin 4077 sayılı Kanun’daki gibi anlaşılması gerektiği ifade edilmiştir[1]. Kanaatimizce bu eleştiri yerindedir. Avrupa Birliği’nin 1999/44/EC Direktifi’nde satıcı “Tüketici mallarını ticareti, işi, mesleği çerçevesinde satan gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. 6502 sayılı Kanun’un hazırlanmasında, gerekçede belirtildiği üzere Avrupa Birliği Direktifleri’nin esas alınmasına rağmen tanım konusunda Direktif’le TKHK m. 3/ı, i arasında fark olması hükmün yorumlanmasına ilişkin tartışmaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Öğretide haklı olarak belirtildiği gibi “ticari veya mesleki amaçlarla” ifadesinin, gerçek veya tüzel kişilerin hukukî işlemleri, kazanç elde etmeye yönelik, ticari ve mesleki nitelikteki, mal ve hizmet piyasasında örgütlenerek yürüttükleri sürekli faaliyetleri kapsamında yapmaları gerekir[2]. Satıcı veya sağlayıcının

[1] GÜMÜŞ, s. 14. [2] ZEVKLİLER, Aydın/AYDOĞDU, Murat Aydoğdu, Tüketicinin Korunması Hukuku, 3. B., Ankara 2004, s. 85-87; TİRYAKİ, Betül, Tüketicinin Korunması Hukuku Açısından Ayıplı Hizmetten Doğan Sorumluluk, Ankara 2007, s. 31; PETEK, s. 978; AYDOĞDU, s. 64; ÇABRİ, Şerh, s. 48; Gümüş, gerçek kişi veya -kamu tüzel kişileri dâhil- tüzel kişilerin girişimci sıfatına sahip olabilmeleri ve böylece tüketici ile kendi adlarına ve hesaplarına akdettikleri sözleşmelerin tüketici işlemi niteliği taşıyabilmesi için, bu sözleşmeleri, -tacir, esnaf, serbest meslek sahibi vs hangi sıfatla olursa olsun- kazanç elde etmeye yönelik, ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında akdetmeleri gerektiğini ifade etmektedir. Yazar, ticari veya mesleki amaçlarla hareket etme ifadesinin, ticari veya mesleki amaçlarla mal veya hizmet sınan kişinin, sunum sırasında ayrıca mal veya hizmet piyasası içerisinde asgari bir örgütlenmeye dayalı sürekli ticari ve mesleki faaliyetlerini icra ediyor olması gerektiğini belirtmektedir. Bkz. GÜMÜŞ, s. 14-15.


kazanç elde etme amacı olsa bile mal veya hizmet sunumu ticari veya mesleki faaliyeti kapsamında yapılmıyorsa yapılan işlem TKHK kapsamında olmaz[1]. Örneğin, sahip olduğu antika kitap koleksiyonunun bir kısmını kazanç elde etmek amacıyla satan kişinin tüketici ile yapmış olduğu işlem tüketici işlemi niteliğinde değildir[2]. Çünkü satıcı, bu işi ticari ve mesleki faaliyeti kapsamında yürütmemektedir.

Satıcı veya sağlayıcıyla yapılan işlemin TKHK kapsamında olabilmesi için bu kişilerin ticari veya mesleki amaçla hareket etmesi zorunludur. Tüketici ile satıcı veya sağlayıcının hukukî işlemi yaparken zıt amaçlarla hareket etmesi gerekir[3]. Daha önce de belirttiğimiz gibi bir hukukî işlemin TKHK kapsamında olması taraflara ve tarafların işlemi yaparken güttükleri amaca göre belirlenir. Tüketicinin yapmış olduğu işlemin TKHK kapsamında olması ticari ve mesleki amaçlarla hareket etmemesine, tüketicinin işlem yaptığı kişilerin ise ticari veya mesleki amaçla hareket etmesi bağlıdır. Aksi halde yapılan işlem TKHK kapsamında olmaz.

Ticari veya mesleki faaliyette bulunan kişinin esnaf veya tacir olması yanında, mal satma ya da hizmet sunmayı, ticari veya mesleki faaliyeti içinde kazanç elde etmek üzere gerçekleştirmesi gerekir[4]. Kazanç elde etme amacının olmadığı işlemler TKHK kapsamında olmayıp, bu tür işlemlere genel hükümler (TBK) uygulanır. Örneğin, bir kimsenin evi veya arabasını komşusuna satması halinde, satıcı ticari veya mesleki amaçla hareket etmediğinden yapılan işlem TKHK kapsamında olmaz[5]. Başka bir örnek vermek gerekirse arabası olan bir kişi, başka bir kişiyi ücret karşılığı bir yere götürürse, yapılan işlem yine TKHK kapsamında olmaz. Taşıma sözleşmesinin TKHK kapsamında olabilmesi için kişinin taşıma işlemini ticari veya mesleki amaçla sürekli yapması gerekir. Tek veya birkaç seferlik yapılan işlemler tüketici işlemi niteliğinde değildir.

[1] Yargıtay bir uyuşmazlıkta, belediyenin arsası üzerine sattığı konutlardan doğan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülemeyeceğini, belediyenin konut satma işini ticari ve mesleki faaliyeti kapsamında yürütmediğine karar vermiştir. Karara göre, “Davacı, davalı belediyeye ait arsa üzerine dava dışı müteahhit tarafından ilgili bağımsız bölümü belediyenin açtığı ihaleye girerek satın aldığını, dairenin oda duvarlarının nemlenip küflendiğini, pencere duvarlarında sesler gelmeye başlayıp, çatlaklar oluştuğunu ileri sürerek eksik ve ayıplı işler bedelinin tespiti ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Bir hukukî işlemin 4077 Sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukukî işlemin olması gerekir. Somut olayda, davacı davalı belediyenin arsası üzerine yaptırdığı inşaattan bir daire almış olup, belediye arsa sahibi konumunda olmakla birlikte daire satımını mesleki ve ticari amaçla yaptığı da söylenemez. Satıcının mesleki ve ticari faaliyeti içinde olmayan satım ilişkisine dair davanın tüketici mahkemesinde görülmesi mümkün değildir. Bu duruma göre uyuşmazlığın çözümü genel mahkemelerin görevi içerisindedir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Bu durumda mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken tüketici mahkemesince davanın görülmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”. Bkz. Yargıtay 13. HD, E. 2007/1088, K. 2007/4648, T. 03.04.2007, www.lexpera.com.tr (28.11.2018). [2] Bilgi ve örnekler için bkz. GÜMÜŞ, s. 15; ÇABRİ, Şerh, s. 48. [3] Öğretide, satıcı veya sağlayıcı ile tüketicinin sözleşmeyi yaparken izlediği amaçların zıt olması gerektiği, bu zıt amaç bağlantısına göre, tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaç hareket ederken, satıcı veya sağlayıcının ticari veya mesleki amaçla hareket etmesi gerektiği belirtilmektedir. Bkz. AYDOĞDU, s. 64. [4] ÇABRİ, Şerh, s. 49-50; AYDOĞDU, s. 64. [5] AYDOĞDU, s. 64; ÇABRİ, Şerh, s. 50.

0 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 54. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2023/845 KARAR NO: 2023/536 TARİH: 15/03/2023 Dairemizde bulunan istinaf başvurusunun yapılan açık incelemesi sonunda, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ

bottom of page